2003 yazıydı.. 2002’de gelen ve o ana kadar halâ kimsenin etkisinden kurtulamadığı Dünya Kupası 3.lüğünün üstünden tam 1 yıl geçmiş, çoğunluğunu ligimizin genç yıldız adaylarının oluşturduğu Milli Takım’ı Konfederasyon Kupası adlı bir zımbırtıda izleyecektik. Brezilya, ABD ve Kamerun’la birlikte yer aldığımız grupta Brezilya’nın ardından 2. Olarak gruptan çıkma plânları yaparken, kendimizi bir anda Kamerun’un arkasından çıkacak 2. Takımın belli olacağı gruptaki son maçımız Brezilya maçında buluverdik. 1 sene önceki Dünya Kupası’nda bizi önce grup maçında zar zor yendiği tüm futbol otoriteleri tarafından kabul edilen, Türk futbol tarihinin en mühim maçı olan yarı final maçında da El Fenomeno ‘Ronaldo’nun şapkadan çıkardığı gol ve ‘Rüştü olmasa fark olurdu.” maçlarındaki Brezilya..
Maçla ilgili hatırladığım pek bir şey yok diyebilirim. Hatta hiçbir şey yok. Ta ki 63. Dakikaya kadar..
Adını sadece CM 00-01’deki efsane Parma kadrosundan bildiğim Alex denen adamı ilk kez görüp “Alex bu kel miymiş?” dediğim 63. Dakika.. Ayakları yere sağlam basan, sakin ama bir o kadar da dahice futbolunu 90+3’teki enfes golüyle süsleyip son dakikasına 2-1 önde girip “Sonunda intikamımızı aldık.” sayıklamalarımızı bize yutturan soğukkanlı bir Brezilyalı..
Maçın ve hatta kupanın ardından herkes Brezilya’nın bu popüler olmayan orta yaşlı dahî orta sahasını konuşurken 1 sene daha geçmiş, Cruzeiro formasıyla sezon içerisinde harikalar yaratan ve adı Avrupa’nın çeşitli büyük kulüpleri ile anılan oyuncunun sürpriz bir talibi daha olmuştu; Fenerbahçe!
Milyonlarca Fenerbahçeli bir yandan kulaklarına inanamazken, diğer yandan ‘hayal’ olarak nitelendirdikleri bu transferin olma ihtimalini de düşünmeden edemedikleri heyecan dolu bir sürece girmişlerdi. Alex’in internetteki videoları tıklanma rekorları kırarken, Türkiye’nin objektiflikten ve iyi niyetten uzak ‘liseli’ medyası ise durumun ciddiyetiyle hemen harekete geçti; “Kandırmayın Fenerbahçelileri!”
Tarih 20 Haziran 2004.. Gündüz vaktiydi sanırım. Son dakika haberleri tüm spor kanallarını işgâl etmişti; ALEX DE SOUZA FENERBAHÇE’DE!! Evet, Cruzeiro’nun 27 yaşındaki Brezilyalı orta saha oyuncusu Alex De Souza, €5M karşılığında Fenerbahçe’ye transfer olmuş, transfer sürecinin baş kahramanı yönetici Hakan Bilal Kutlualp ve Alex’in uçaktaki fotoğrafını görene kadar kimse bu transferin gerçekliğine hala inanamıyordu.
Henüz uçakta sırtına geçirdiği çubuklu, imza töreni falan derken Alex bildiğin Fenerbahçeli olmuş hatta ayağının tozuyla forma sponsorunu bile değiştirmişti. Hani şu günler sonra Peru’da başlayacak olan 2004 Copa Amerika’nın Brezilya ‘Kaptan’ı Alex, Fenerbahçe’nin oyuncusu olarak gitti kupaya. Ve nitekim, ‘Kaptan’ın öncülüğündeki Brezilya 7. Kez Copa Amerika sevincini yaşarken, Alex’in ellerinde yükselen o kupa herhalde ilk kez Brezilya dışında bir ülkede en az orası kadar sevinç yaşattı.
Derken lig başlamış, ilk maç Rize deplasmanı. Şampiyon sahaya iniyor fakat o da ne? Sağ ayağında ödem belirlenen Alex maç kadrosunda yok. Nasıl da hatırlıyorum kursağımda kalan hevesi, “O”nu izlemek için 1 hafta daha nasıl sabredeceğimi bilemediğimi. 2.hafta, içerde Samsun maçı; Alex 11’de!
Nasıl unutabilirim be Kaptan, topu ayağına ilk alışında kalbimin nasıl çarptığını, seni izlerken gözlerimin nasıl büyüdüğünü nasıl unutur, nasıl anlatabilirim. Hele ki topa dokunduğun o ilk an sanki yıllardır o anı bekliyormuşuz gibi attığın çalımlar nasıl silinebilir ki hafızamdan. 1 hafta sonra İstanbulspor deplasmanının 89. Dakikasında Yalçın’ın belini kırıp Fenerbahçe formasıyla attığın ilk golü nasıl unutayım Kaptan söylesene!
Yıllar içinde 10 numarayı sırtına geçirişin, kaptanlığa geçişin, Ayhan’la Ferhat’ı çarpıştırışın, Maxwell’e çalımın, Şampiyonlar Ligi asist krallığın, Samsun’a attığın ve bize görebilmeyi bahşettiğin o enfes gol, Aykut’a yazdığın frikiğin, İnönü’deki hat-trick’in, 18’de 17’lik seriyi başlatan Sivas maçındaki frikiğin, Ankaragücü’nü 5’leyişin, TT Arena’yı susturuşun, Kadıköy’ü coşturuşun, tribünlere koşuşun ve daha niceleri..
Hepsinden öte, bizden biri olmandı beni sana bağlayan. Bugüne kadar kimse görmedi İstiklâl Marşı okuyan futbolcu kızı. Kimse tanık olmadı Türkiye A Milli futbol takımının maçını izlemeye kırmızılar içinde giden bir Brezilyalı’ya. Hiçbir futbolcunun eşi “Yenge” dendiğinde bakmadı mesela. Hatta hiçbir futbolcu eşine daha önce “Yenge” bile denmedi belki. Bu topraklarda doğan oğlu bu kadar sevilen başka kimse olmadı. Hele o minnacık ayaklarıyla Saracoğlu çimlerine ilk çıkışı, taraftarı selamlayışı yok mu.. Ya da hiçbir yabancı kutlamadı daha önce dinî bayramları, millî bayramlarda Ay-Yıldızlı t-shirt giymedi hiç biri. Hiç biri 10 Kasım’da siyahlar içinde hüzünlenmedi senin kadar, şehit haberlerine yüreği yanmadı mesela. Hele ki bir tanesi bile oynadığı kulübün efsanesinin tabutu başında boynu bükük nöbet tutmadı.. İşte o yüzdendir ki; hiç birinin heykeli dikilmedi bugüne kadar. Çünkü Kaptan inan bana; senin gibi efsanesi daha önce gelmedi bu topraklara..
Kimi zaman “Doktor” diye haykırdık sana dertlerimize derman olasın diye, kimi zaman “Profesör” diye sarıldık ayaklarına çöz bütün problemlerimizi diye. Ama hep “Kaptan”ımızdın sen bizim. En kötü günümüzde bile terk edip gitmeyi aklının ucundan geçirmeyen, küme düşürseler bile bu kulüp için oynamaktan vazgeçmeyeceğini söyleyip, gerekirse para bile almadan o takımın başında sahaya çıkmaya devam edeceğini söyleyen vefalı “Kaptan”ımız.
Gidişinin üzerinden tam 3 sene geçmiş. Sanki hiç gitmeyecekmişsin gibi hissettiğim günlerin üstünden geçen 3 koca sene! 36 ay. 12 mevsim. 1095 gün. 26298 saat geçmiş sen gideli. Her yer fotoğraflarınla, sana ithaf edilen yazılarla dolu. Hangi Fenerbahçeli’ye baksam hüzünlü. Buram buram özlem kokuyor buralar. Marsilya maçında attığın golün çubuklu forma altında atacağın son gol olacağını bilseydim, çok daha başka izlemez miydim sanıyorsun? Top çizgiyi geçtiği o an zamanı durdurmak için dünyanın en büyük savaşlarını veremeyeceğimi düşünme sakın..
Sen olmadan eksiğim ben Kaptan, olmadığın sürece de hep eksik kalacağım. Ne eski videoları izlemek yetecek bana, ne de bir zamanlar gecenin kör karanlığında kalkıp izlediğim Coritiba maçları avutacak beni. Kadıköy’deki jübile maçının hayalini kurmaya devam edicem inatla, tıpkı seni gönderenlere duyduğum nefreti asla yitirmeyeceğim gibi!
Ve şunu unutma ki Kaptan, “İleride oğlumun adını ALEX koy(a)mamışsam, bilin ki o zamana kadar halâ bir oğlum olmamıştır.” idealimden de asla ama asla vazgeçmeyeceğim. Senin adını taşıyan oğlum bana adının neden Alex olduğunu sorduğunda ise bıkmadan, usanmadan seni anlatacağım.
Sonumuz mutlu olmadı ama yarınlarımız umutlu olsun Kaptan’ım.
Mutlu kal oralarda..
Ama temelli kalma,
Yine gel..
Koşmadan..
Zira ben gerekirse, senin yerine de koşarım..
